HARİKA BİLİM - 10. BÖLÜM

Harika Bilim’e hoş geldiniz. Bu bölümde yine sizler için bilim dünyasındaki son gelişmeleri, merak uyandıran soruların cevaplarını, son günlerin en çok izlenen videolarını ekrana getireceğiz. Harika Bilim başlıyor.

Dünyada 12 bin farklı karınca türü yaşıyor. Ve bu karınca türlerinin her birinde bilim adamlarını şaşkına çeviren mucizevi özellikleri var. Ekranda gördüğünüz metalik saçlarıyla bir rock yıldızını andıran Gümüş Sahra Karıncası. Bu karınca havalı saçlarını dünyanın en etkili güneş koruyucusu olarak kullanıyor. Nasıl mı? Birlikte izleyelim.

Sahra Çölü dünyanın en sıcak yerlerinden birisi. Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünü kapıyor ve dünyanın en sıcak üçüncü çölü olarak biliniyor. Isının gündüz 60 dereceye çıktığı bu zorlu ortamda yaşamak hiç de kolay değil. Ama yaratılış harikası sistemleri sayesinde bunu başarabilen canlılar var. Gümüş sahra karıncası da bunlardan biri. Bu karınca çok özel korunma sistemleri sayesinde 10 dakika boyunca kızgın güneşin altında gezebiliyor. Diğer karıncalara göre daha uzun bacakları sayesinde kumla minimum seviyede temas ediyor. Ayrıca hızlı yürüyüşe geçtiğinde altı bacağından ikisini havaya kaldırıp sadece dört bacağıyla yürüyerek sıcak ortamla teması daha da azaltıyor.

Gördüğünüz gibi Gümüş Sahra Karıncası kendini korumada oldukça başarılı. Ama marifetleri bunların sınırı değil. En etkileyici özelliklerinden birisi metalik görünümlü tüyleri. Acaba sadece bu türe özgü olan metalik tüylerin yaratılışındaki amaç nedir? İzliyoruz.

Gümüş Sahra Karıncası'nın sırtındaki minik tüyler güneş ışığını yansıtıp oluşan fazla ısıyı uzaklaştırıyor. Bu tüylerin görünür ışığın ve yakın kızıl ötesi ışığın çoğunluğunu yansıtan çok özel bir üçgen şekli var. Bu yaratılışı sayesinde karınca çölün en sıcak olduğu öğlen saatlerinde 10 dakika boyunca yüksek ısıdan hiç etkilenmeden kumda gezebiliyor. Bu özel güneş koruyucu sistemleri sayesinde karınca çöl ortamında rahatça yaşayabiliyor. Allah'ın bu minik canlıda yarattığı üstün koruma sistemi bilim insanlığını hayretler içerisinde bıraktı. Hatta tüylerdeki bu muhteşem yaratılışa bakarak kendi kendini soğutabilen duvarlar yapmak için çalışmalara başladılar bile. Kim bilir belki bir gün sıcak yaz günlerine klimalara ihtiyacımız kalmaz.

HUBBLE TELESKOBU’NUN ÖMRÜ BİTİYOR

Bildiğiniz gibi 1990 yılında yörüngeye fırlatılan Hubble Teleskobu bugüne kadar Big Bang'in kanıtları, kara delikler, evrenin genişleme hızı gibi çok önemli bilimsel duygular sundu. Ancak artık ömrünün sonuna yaklaşıyor. Bilim insanları ise Hubble'ın yerini alacak James Webb Teleskobu'nu tamamlamak üzereler. James Webb Teleskobu'nun özelliklerine geçmeden önce emektar Hubble Teleskobu'nun bugüne kadar neleri keşfettiğini kısaca izleyelim.

Hubble Teleskobu, 24 Nisan 1990'da uzay mekiği Discovery ile 600 km yükseklikteki dünya yörüngesine oturtuldu. O zamandan bu yana evren hakkında duraksız bilgi toplayan Hubble, öyle güçlü ki Big Bang zamanından kalma görüntüleri bile tespit edebiliyor. Bu da milyarlarca yıl öncesini görebilmek, yani bir anlamda zaman yolculuğu yapabilmek anlamına geliyor. Hubble Teleskobu, bilim dünyasına evrenin tam yaşı, galaksilerin sayısı, çok uzak galaksilerden görüntüler ve kara deliklerin varlığı gibi çok önemli bilgiler sundu. Bunların en önemlisi de 13.8 milyar yıl önce büyük patlama, yani Big Bang ile evrenin yoktan var olduğunun Hubble Teleskopundan gelen verilerle ispatlanmış olmasıdır.

Evet, 25 yılını doldurmak üzere olan Hubble artık emekliye ayrılmaya hazır. Yerini ise genç James Webb teleskobu alacak. James Webb teleskobu dünyadan 1,5 kilometre, evet yanlış duymadınız tam bir 1,5 kilometre uzaklıkta olacak. Bu da Hubble'ın göremeyeceği uzaklıklardan görüntü alabileceği anlamına geliyor. Bu yeni teleskop bize evrenin oluştuğu ilk an, yani büyük patlama hakkında çok daha detaylı bilgiler sunacak. Ve Hubble'ın görebildiğinden 100 kat daha karanlık nesneleri görebilecek. Ayrıca galaksilerin ilk oluşumu yeni yıldızların doğduğu karanlık bulutlar hakkında da yepyeni bilgiler sağlayacak.

Peki, Hubble'a ne olacak? Yeni bir onarım pek olası görünmüyor. Dolayısıyla emektar teleskop bir süre sonra yörüngeden çıkacak ve atmosferde yanacak. James Webb'in ise Ekim 2018'de fırlatılması planlanıyor.

EVRENİN BÜYÜKLÜĞÜ

Bilim özellikle son 150 yılda çok büyük gelişmeler kaydetti. Birkaç yüz yıl öncesine kadar dünya düz sanılırken bugün evrenin başlangıcından kalma görüntülere ulaşabiliyoruz. Bu, yaratılışın detaylarını keşfetmemiz için bize büyük olanak sağlıyor.

Söz evrenden açılmışken evrenin ne kadar büyük olduğunu hiç düşündünüz mü? Evren o kadar muazzam bir büyüklüğe sahip ki bilim insanları işimizi kolaylaştırmak için gözlemlenebilir evren diye bir kavram geliştirdi. Ama gözlemleyebildiğimiz evren aslında evrenin çok küçük bir bölümü. Üstelik evrenimiz sürekli artan bir hızla genişlemeye devam ediyor. Peki, evren ne kadar büyük?

Aslında bilim insanları da evrenin ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar. Ancak evrenin 13.8 milyar yıllık yaşına dayanarak o tarihten gelen görüntülerle bir hesaplama yapılıyor. Bu hesaplamaya göre 13.8 milyar yıl yarıçaplı bir gözlemlenebilir evrenimiz var. Ama aslında evren bundan çok daha büyük. Çünkü evren sürekli genişliyor. Bilim insanları 13.8 milyar yıl uzaktaki bir noktayı görebilse de o tarihten bu yana evren çok daha genişledi. Evrenin genişleme hızı dikkate alındığında bugün aynı nokta bize 46 milyar ışık yılı uzaklıkta kalıyor. Peki ya gözlemlenebilir evrenin çapı? Bunun tam iki katı, yani 92 milyar ışık yılı.

Evet, bunlar yaklaşık hesaplar. Bilim insanları evrenin bu tahminden daha büyük olduğunu söylüyorlar. Çünkü eğer 92 milyar ışık yılı çapında olsaydı bize doğru çekilen galaksileri görmemiz gerekirdi. Ama bunu görmüyoruz. Beni en çok şaşırtan şeylerden birisi de bunca muazzam genişliğe rağmen evrenin genişlemeye devam etmesi ve bu genişleme hızının da sürekli artması. Evren neden genişliyor? Sonunda ne olacak? Umarız bu soruların cevabını yeni teleskop James Webb ile buluruz ve evrenin yaratılışındaki gizemi bir parça daha aralayabiliriz.

ÖRÜMCEK AĞINDAKİ GÜÇ

 

Sırada örümcek adamı gücüne güç katan örümcek ağları var. Örümcek adam bir gökdelenden diğerine örümcek ağlarıyla korkusuzca zıplayan, kötü adamları durduran bir kahraman. Peki, örümcek adamı bu kadar güçlü yapan örümcek ağı gerçekten de bu kadar etkili mi? Peki, bu sahnede olduğu gibi hızla giden bir treni durdurabilir mi sizce? Bilim insanlarına göre evet. Öyleyse izleyelim.

Örümcek adam bu sahnede hızla giden bir treni örümcek ağlarıyla durduruyor ve yolcuları ölümden kurtarıyordu. Peki, bu sahnenin bilimsel gerçekliği var mı? Lancaster Üniversitesi'nden 3 araştırmaya göre evet. Eğer filmde gösterilen boyuttaki bir örümcek ipeğe doğru şekilde sabitlenirse tek bir örümcek ağı tam hızla yol almakta olan 4 vagonlu bir New York metro trenini kolayca durdurabilir.

Araştırmacıların hesaplamalarına göre tam hızla giden bir trenin 300 bin Newton kuvvetinde bir gücü olur. Bu da örümcek ağının kopmamak için 500 milyon Joule enerjiye emmesi gerektiği anlamına gelir. Filmde kahramanımız birkaç örümcek ipeğini etraftaki binalara sabitleyerek bu işi başarıyor. Araştırmacılara göre buna bile gerek yok. Madagaskar'da yaşayan bir örümcek türünün ipeği bilinen her türlü malzemeden daha güçlü ve tek bir iplikçik bile bu iş için yeterli olurdu.

Bildiğiniz gibi örümcek ipeği suni olarak üretilen kevlardan 10 kat daha güçlü. Çelikten çok daha sağlam ve plastikten çok daha esnek. Örneğin bir örümcek ipeğini kopana kadar 80 km esnetebilir. Ve sıkı durun örümcek ipeğiyle dünyanın etrafını sarmak istesek bu ipin ağırlığı sadece bir portakal kadar olur. Müthiş bir yaratılış değil mi? Süper verimli, süper esnek, süper güçlü. Tek bir örümcek ağının bir treni durdurabilecek olması Allah'ın yaratma sanatındaki mükemmelliği tüm ihtişamıyla ortaya koyuyor.

BU BEBEKLER KONUŞUYOR

Sizce bebekler birbirlerini anlar mı? Bence bu bebekler birbirlerine kesinlikle bir şeyler anlatıyor. İzleyin, eminim siz de bana katılacaksınız.

HÜCRENİN İÇİNİ MERAK EDİYOR MUSUNUZ?

Canlı hücreleri, hayranlık uyandıran mikro dünyanın bir parçası. Yüzyılı aşkın süredir incelenen hücrenin yapısı bu yeni keşifle tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkacak. Nobel ödüllü Amerikan fizikçi Eric Betzig ve ekibi yaşayan hücrelerin içindeki kimyasal süreci gerçek zamanlı ve üç boyutlu olarak izlemeyi sağlayan yeni bir mikroskop geliştirdiler. Bu yeni mikroskop sayesinde hücre içinde gerçekleşen muhteşem işleyişi ilk defa bu kadar net göreceğiz. Şimdi bu keşfin detaylarını birlikte izleyelim.

Geçtiğimiz yıllarda üzerinde çalıştığı bir mikroskopla Nobel ödülüne layık görülen üç bilim insanından biri Eric Betzig, bu sefer de örgü yaprak adı verilen bir mikroskopla çığır açmaya hazırlanıyor. ABD'nin Virginia eyaletindeki Howard Huggs Sağlık Enstitüsü'nde çalışmalarını sürdüren Eric Betzig, geleneksel mikroskoplardaki sınırları floresan adı verilen moleküllerin yardımıyla açtı. Bu yeni teknoloji sayesinde 40 bin ila 100 bin arasında anlık fotoğraf çekebiliyor.

Evet, yeni geliştirilen bu mikroskop sayesinde bilim insanları hücreye ciddi bir zarar vermeden çok detaylı inceleme yapabilecek. Ayrıca bu yöntem birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilecek. Hücreyi biraz daha net gösterebilen bir teknoloji geliştirdikleri için Nobelli bilim insanlarını kutluyoruz. Ancak unutmayın, hücreyi bu boyutta muhteşem bir işleyişle yaratan Allah'tır.

ADAROBİLİS - SEVİMLİ

Ve şimdi sırada okyanuslardan çok sevimli bir canlı var. Genelde sevimli canlıları karada görmeye alışığız. Ama bu kez bir sevimli denizin derinliklerinde kameralara yakalandı. Bilim dünyasınca yeni sayılabilecek bu okyanus canlısı öyle sevimli ki bilim insanları ona Adarobilis yani sevimli ismini vermeyi düşünüyorlar. Kayıp balık Nemo filminden tanıdığımız Pearl karakteri de bu türe ait. 18 cm çapındaki bu ahtapot derinlerde yaşıyor ve bacakları arasındaki ağ sayesinde suda paraşüt gibi süzülebiliyor.

ÇİFT BENEKLİ AHTAPOT

Şimdi izleyeceğiniz videoda Kaliforniya kıyılarında yaşayan çift benekli ahtapot var. Başının iki yanındaki sahte mavi gözleriyle avcılara meydan okuyan bu ahtapot kamuflaj yeteneğiyle de hayranlık uyandırıyor.

Kaliforniya kıyılarında yaşayan çift benekli ahtapot müthiş özelliklerle yaratılmış. Kendini tehlikelerden korumak için hem kamuflaj yapıyor hem de yanıltıcı yuvarlak mavi gözlerini kullanıyor. Bir kamuflaj ustası olan çift benekli ahtapot, buraya kendini gizlerken hiç fark edilmeyecek şekilde bulunduğu yerin renk ve dokusunu kendi vücuduna kopyalıyor. Ahtapotlardaki bu kamuflaj yeteneği Allah'ın yarattığı harikalardan biri. Ahtapotlar çok hareketli olmamalarına rağmen tehlike anında ok gibi hızlı hareket ederler.

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ BOKSÖRÜ MANTİS KARİDESİ

Dünyanın en iyi boksörü kim? Çıktığı 61 maçın 56'sında galibiyet kazanan, gelmiş geçmiş en iyi boksör olarak bilinen Muhammed Ali mi? Yoksa dünyanın en iyi gözlerine ve en sıkı yumruklarına sahip Mantis Karidesi mi? Kesinlikle Mantis Karidesi. Bu mükemmel bir canlı. Ama özellikle de muhteşem gözleri ve dünyanın en hızlı yumruklarıyla da dikkat çekiyor.

İnanılmaz bir güç. Peki, düşündünüz mü kurşun hızında yumruk atabilen, vurduğu yere inanılmaz bir basınç uygulayabilen bu hayvan nasıl oluyor da bu gücün şiddetinden kendisi zarar görmüyor? Allah bir deniz canlısına böyle muazzam bir güç yaratıyor ancak dikkat edin bu hızlı yumruklar kendisine hiç zarar vermiyor. Bilirsiniz, boksörler ellerini çarpmalardan korumak için darbeyi emen eldivenler kullanırlar. Ama Ahtapotun böyle koruyucu bir parçaya ihtiyacı yok. Çünkü darbeyi emen mükemmel bir yaratılışa sahip. Şimdi bu harika yaratılışı bilim insanları nasıl ortaya çıkardılar izleyelim.

Bilim insanları mantis karidesinin yumruklarının çok özel spiral bir yapısı olduğunu keşfettiler. Bu yapıda darbe nedeniyle oluşan küçük çatlaklarda enerji tüm alana yayılırken gücünü kaybediyor ve bir zarara neden olmadan duruyor. Bilim insanları bu spiral yapılış sistemi askeri alanda kullanmak için çalışmalar yaptılar. Araştırmalar sonunda bu şekilde üretilen plakaların darbelere karşı son derece dayanıklı olduğunu gördüler. Şimdi benzer yapının otomobiller, depreme dayanıklı binalar ve uçaklarda kullanması için çalışmalar yürütülüyor.

KUSURSUZ SES-İŞİTME SİSTEMİ KULAKLARIMIZ

Dünyanın en başarılı mühendislerinin hayran olduğu bu mükemmel yaratılış örnekleri Allah'ın yaratma gücünü tüm niteliğiyle bir kez daha bize gösteriyor. Şimdi sırada çoğumuzun çok zevk aldığı ancak tehlikenin ciddiyetinin daha yeni yeni anlaşıldığı bir alışkanlığımız var. Yüksek sesle müzik dinlemek. Her şey yavaş yavaş başlar. En sevdiğiniz şarkıdaki gitar artık o kadar sesli değildir. Sesi daha da açmak istersiniz. TV'deki konuşmaları duymakta zorlanırsınız. Kalabalık ortamlarda konuşmaları seçmek giderek zorlaşır. Ama unutmayın, biraz dikkatle işitmemizi korumak mümkün.

Özellikle kulaklıkla dinlenilen müzik ve ses, 120 desibele kadar ulaşabiliyor. Bu da Lancaster Üniversitesi araştırmacılığına göre sinir hücrelerinin miyelin kılıfını soyup kulaktan beyne giren elektrik sinyallerinin taşınmasını engelleyebiliyor. Bu şekilde hasar alan kulakta ise geriye dönüş olmuyor. Çok yüksek sese maruz kaldığımızda bazen birkaç gün iyi işitmezsiniz. Aslında bu Allah'ın sizi korumak için kulaklarınızda yarattığı çok özel bir savunma mekanizması. Böyle bir durumda kulağınızın içindeki minik tüyler daha az çalışmaya başlar. Bu durumdan kurtulmak için yapmanız gereken sessiz bir yere gitmek ve kulağınız hassasiyetini geri kazanana kadar bu tarz yüksek seslerden kaçınmak.

Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Programı kapatırken sizler için “gece gökyüzü” yarışmasının ödüllü fotoğraflarını bir araya getirdim. Fotoğraflar Allah'ın muhteşem güzellikle yarattığı gökyüzünü en güzel şekilde gözler önüne sarıyor. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşça kalın.